EN İYİ VE EN KÖTÜ AŞK FİLMLERİ

Zeynep Kırcalı Yazıyor… (YENİ)
Popüler sinema deyince aklıma gelen ilk kategori, kesinlikle romantik – komedi oluyor. Neredeyse en çok izlenilen ve tercih edilen tür olduğundan olsa gerek. 2 saatlik beklentisiz eğlence için bire bir.
Genelde popüler sinemanın bu türünün bir başarı yakaladığına şahit olamayız. Nadiren – genelde oyunculuk açısından – olabiliyor.
Bir de bu türün en iyileri ve en kötüleri var. İyileri çok fazla, kötüleri ise saymakla bitmez. Bunun sebebi her ay yaklaşık 10 adet romantik – komedi filminin gösterime girmesi. Ben de kendi fikirlerimce, bu türün, en iyi ve en kötülerini seçtim:
EN İYİLER:
Eternal Sunshine of the Spotless Mind – Sil Baştan: Kate Winslet ve Jim Carrey’i bir araya getiren ve her iki oyuncunun da kariyerinde büyük bir adım atmalarını sağlayan, gösterime girdiği ilk günden itibaren izlenme rekorları kıran film; birbirlerine aşık bir çiftin hafızalarını sildirmelerini anlatıyor. Kusursuz kurgusu ve zihinlere kazınan sahneleriyle, unutulmayı imkansız kılacak, – bence – gelmiş geçmiş en etkileyici aşk filmi.
Love Me If You Dare – Cesaretin Var mı Aşka? : Giullaume Canet ve Oscarlı oyuncu Marion Cotillard’ın başrollerini paylaştığı, çocukluktan yetişkinliğe kadar uzanan bir aşk hikayesini anlatan film, gerek orijinal senaryosu, gerek görüntü yönetmenliği, gerek oyuncu performansları için izlenesi bir yapım.
The Notebook – Not Defteri: 70′li yaşlarda alzheimer hastalığına yakalanmış bir kadının, 40 yıldır beraber olduğu eşinin halen onu yalnız bırakmadığını anlatırken, aynı zamanda hayatınızın aşkını bulmayı öğreten film. Yalnızca Ryan Gosling ve Rachel McAdams’ın mükemmel oyunculukları bile filmi yüceltmek için yeterli.
Atonement – Kefaret: Biraz klişe bir yapım belki ama maalesef her izlediğimde içimi dağlayan, fazla uzun bir film olmasına rağmen her saniyesi hafızama kazınmış bir film. Belki de bir Joe Wright filmi olarak bu film yerine Pride&Prejudice’ten bahsedebilirdim, fakat bunu tercih etmemin sebebi, takdir edersiniz ki etkileyiciliğinden kaynaklanıyor. İngiliz yazar Ian McEwan’ın romanından uyarlama film; Briony Tallis’in 13 yaşındayken, kız kardeşine attığı iftira üzerine, gelişimi sırasında, hissettiği suçluluk duygusu ile bir şeyleri değiştirme çabasını anlatıyor.
Léon: Profesyonel suikastçi Léon’un, ailesi öldürülen 12 yaşındaki Matilda’ya mesleğini öğretmesini anlatan, bana çok saf ve masum gelen, maceradan çok bir aşk filmi olarak gördüğüm bu filmden de bahsetmeden edemezdim.
You’ve Got a Mail: Meg Ryan ve Tom Hanks gibi iki büyük yeteneği bir araya getiren film, iş yerinde birbirinden nefret eden, fakat internet üzerinden mesajlaşarak birbirlerine aşık olan iki kişinin hikayesini anlatıyor.
EN KÖTÜLER:
Gerçekten saymakla bitmiyor. Gigli, Two Days in Paris, My Blueberry Nights, Before Sunset, Flirting with Anthony, Valentine’s Day, The Last Song, The Good Guy, From Justin to Kelly. Bunlar yalnızca şuanda aklıma gelenler.






























