Dedikoduyla Uyutulan Türkiye

Armağan Yılmaz Yazıyor… (YENİ)
Tarih tekerrürden ibarettir derler. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyorum ama sanki Türkiye’de yaşananlar bana yıllar önce yaşanan bazı şeyleri hatırlatıyor.
İspanya’nın meşhur diktatörü Franco’nun bir lafı vardı. Ben bu halkı siesta ve futbolla uyuttum demişti faşist diktatör. Daha öncesine de bir bakalım. Hitler’in en büyük silahı dedikoduydu. Bugün bile halen propaganda ve iletişimin piri olarak gösterilen Goebbels daha iktidara gelmeden anti propagandaya başlamıştı. Bilirsiniz belki Hitler’in sağ koluydu. Kulaktan kulağa yaydığı dedikodularla Alman halkını kışkırtmıştı Yahudilere karşı. Hatta bu dedikodular öyle vaziyete gelmişti ki senelerce bir arada yaşadığı yan komşularını bile hain ilan etmişti Almanlar. Koca bir savaşı da dedikoduyla idare etti Hitler ve ekibi. Herşey tozpembeydi. En azından Almanlar öyle sanıyordu. Kayıtsız şartısz destekliyorlardı diktatörü.
İtalya’da da öyleydi. Mussolini’nin vaatleri halkın gözünü boyamaya yetiyordu. Hergün yeni bir dedikodu muhalifleri yavaş yavaş yok ediyor, dikta karşısında direnecek kimseyi bırakmıyordu. Kimine o günlerde en büyük problem görülen yahudi damgası kimine komünist…
Senelerce halkın doğru bildiği herşey bir anda yanlışa dönüşüyordu diktatörlerin dedikodu propagandası karşısında. Bilmem bu anlattıklarım tanıdık geliyor mu size. Bana geliyor.
Türkiye’de son birkaç yılda olan biten herşey bana bu dönemleri anımsatıyor. Ortaya birileri tarafından bir dedikodu atılıyor. Çok geçmeden bir takım gazete ve tv lerde bu dedikodunun biraz daha yoğunlaşmış haliyle yayınlar izliyoruz. Ardından dedikodu gerçeğe dönüşüyor ve birileri dedikodulardan yola çıkarak içeri alınıyor. Daha sonra deliller üretiliyor. Sorgu ve mahkeme aşamasında olmayan deliller birden yine ortaya çıkıveriyor. Dedikodu kazanı kaynamaya devam ediyor.
Birileri toz pembe tablolar çiziyor. Ekonomi iyi, Türkiye şuraya gidiyor buraya gidiyor diyor. Hatta Ortadoğu’ya örnek oluyoruz. Halk ne yapsın. Yıllarca terörle savaşan, arkadaşlarını kaybeden askerleri birden hain biliyor. Senelerce okudukları gazetecileri, oy verdikleri siyasetçileri teröristmiş diye dışlıyor.
Ülkenin başbakanı çıkıyor bir savcı gibi ben onların niye tutuklandığını biliyorum, suçları şu şu diyor. Halbuki ortada bir eylem bile yok. Sadece kaynağı belli olmayan kağıtlar ve üzerlerinde yazan planlar. Yani herbirinizin bugün bir kağıda yazarak savcılığa göndereceği bir yazı belki de birçok kişinin sorgusuz sualsiz tutuklanmasına sebep olabilir. Zira bu belgeleri bulan gazetecilere kaynak belirtme zorunluluğu yokken içeri alınanlara tüm kaynakları soruluyor.
Bu olan biten hiçbirşeyin hukuk devleti ile alakası yok. Dayanaksız olarak içeride tutulanları salı veren hakimler başka yerlere atanıyor, yerlerine savcı gibi hareket eden hakimler geliyor. Delil diye sunulan belgelerde daha o tarihlerde var olmayan gemiler, şirketler olaylar geçiyor ama kimse bunları görmüyor.
Birileri birkaç isim yazıyor, birkaç gün sonra bu isimler soruşturmalara dahil oluyor. Gerçekten inanılır gibi değil. Çok değil 8 yıl önceyi hatırlayın. Türkiye’de halklar arasında böyle bir mesefa, böyle bir kutuplaşma varmıydı. Orduya en çok sahip çıkanlar bugünün ordu düşmanı kesilen sözde muhafazakarlar değilmiydi?
Koca bir halk dedikoduyla uyutuluyor şimdi Türkiye’de… Uyumayan bir kesimde var elbet. Önce çıkıyor iktidara övgüler düzüyor sonrası belli.. Ya milletvekili adayı oluyor ya da bir ihale kapıyor helalinden.. Bunun sıradan sempatizanlara düşen kısmı ise oğula, eşe kapıdan köşeden bir iş… Onlar uyurken kimi insanalar cezaevlerinde can veriyor, kimileri ailelerinden sevdiklerinden ayrı kalıyor… Üstlerine yapışan terörist damgası ise cabası… Aranızda acaba bilen var mı? Bu ergenekon denilen terör örgütü hangi eylemi gerçekleştirmiş? Ya da Cumhuriuyet’in kuruluşundan bu yana olan biten herşeyi bu örgüte yükleyelim gitsin.
Ergenekon’dan içeride olan ya da bir şekilde salı verilmiş olan birçok kişiyi tanıyorum. İçlerinde sıradan editörler de var siyasetçiler de gazetecilerde… Düşünün, yıllarca beraber çalıştığınız, örnek aldığınız, hatta aynı evi paylaştığınız ve en derin detayına kadar bildiğiniz bir insana sen teröristsin diyorlar… Kusura bakmayın ama sadece benim bizzat tanıdığım kişilerden dolayı bu davaya artık hiçbir inancım ve güvenim kalmadı… Suçsuz olduklarına dair kellemi vereceğm insanlar şimdi sizler tarafından terörist biliniyor. Ya da hayal edin. Birgün evinize geliyorlar ve babanıza ya da kardeşinize sen teröristsin diyorlar… Sen darbecisin doyorlar… İnanır mısınız? Bu çok tehlikeli bir intikam oyunudur. Bu çok tehlikeli bir muhalif temizleme operasyonudur. Geçmişde bu davayı destekleyenlere yapılan bazı muameleler elbetteki kimsenin savunacağı birşey değildir. Ama sırf bu duygularla sizin görüşünüzün zıttında olan insanların haksızlığa uğramasına göz yumarsanız gün gelir bu sarmaşık köşesinden bucağından sizi de sarar. Ne bu soruşturmayı yürüten savcılar ne hakimler ne de bu siyasal iktidar bu olan bitenin hesabını veremeyecek… Yaftalanan, suçlanan, hayatları, onurları, şerefleri ellerinden alınan bu insanların hesabını hiçbirimiz veremeyeceğiz… Bugün bunlara susan ya da kayıtsız şartsız destekleyen her insan birgün bu olanların pişmanlığını yaşayacak ancak çok geç olacak… Bana senelerce Güneydoğu’da savaşmış, canını ortaya koymuş, kahramanlık madalyaları almış bir insanın terörist olacağını söylerseniz kusura bakmayın ama aklınızdan şüphe ederim. Ya da bana senelerce yazılarını okuduğum, gıpta ile baktığım Türkiye’nin en düzgün adamı Mustafa Balbay’ın terörist olduğunu söylerseniz kusura bakmayın yine aklınızdan şüphe ederim.
Ne diyelim… Türkiye’nin Goebbels’leri iş başında… Bakalım yarın kimler yanacak… Ama unutmayalım ki ülkeler kalıcı Goebbels’ler ise gidicidir…































http://www.kokorecusa.com acilisimiza davetlisiniz
Uyutma politikası tüm dünyada uygulanan bir uygulama bu kimi zaman tv dizileri kimi zaman kadın programları şeklinde kendini gösteriyor. Ben turknorthamerica takipçilerine banu avarın DÜNYA DÜZENİ programının videolarını izlemelerini öneririm…..
saygılar….