Gazeteci Soner Yalçın Ve OdaTV’ye

Armağan Yılmaz Yazıyor… (YENİ)
Sabah uyandım. Her sabah olduğu gibi önce balkona çıkıp bir sigara içeyim dedim. Gazetecilik refleksi işte. Önce bir haberlere göz atmak için bilgisayarın başına geldim. Daha elimi yüzümü yıkamamışım. Gözlerim yarım yamalak açık. Ve birden beynimden vurulmuşa döndüm. Tüm internet sitelerinin manşetlerinde ‘ODATV’ye Polis baskını haberleri…
İlk an yaşadığım şoku hemen atlatıverdim. Kendime gelebilmek için yarım bıraktığım sigara içme işini hallettim. Sonra çıktım yeniden yukarıya. Haberler güncellenmişti. OdaTV’nin imtiyaz sahibi Gazeteci Soner Yalçın ve 3 arkadaşı gözaltındaydı. Manşetler birden değişiverdi: ‘ERGENEKON GÖZALTILARI’. Deminde söyledim, Gazeteci Soner Yalçın… Türk medyasında uzun yıllardır büyük bir ağırlığı olan ve tek mesleği gazetecilik olan bir kişi o. Her dönem yanlış bildiği herşeyi eleştiren doğru bildiğinin arkasında ölüm olsa duran bir gazeteci. Aynı Balbay gibi… Aynı Erkenekon’dan içeride olan diğerleri gibi…
Gazeteci nedir bilir misiniz?
Gazeteci gözlemleriyle hareket eder. İktidarda ya da muhalefette kim olursa olsun yanlış gördüğü herşeyi eleştirir. Araştırır. Kaynaklar bulur. Daha doğrusu kaynaklar gazeteciye gelir. Vatandaşın biri kapısını çalar. Derki elimde şu şu belgeler var. Bunları yayınlayın. Belgeleri bırakır gider. Gazetecilik ondan sonra başlar. İyi bir gazeteci önce o belgeleri araştırır. Sorar soruşturur. Doğruluk payı var mı? Belgeler sahte mi gerçek mi? Belgelerde adı geçen kişilerin görüşleri fikirleri sorulur. Ve en sonunda gazeteci belgelerin doğruluğunu önce kendisine kanıtladığında, o belgeler birer habere dönüşür. İşte Soner Yalçın böyle bir gazeteci. Hayata iktidar şakşakçıları ve çanak yalayıcılarından çok farklı bir gözle bakan bir gazeteci… Yazdığı, düşündüğü ve sorguladığı herşeyi, kılı kırk yararak dışa vuran bir adam. Adam gibi adam yani…
Şimdilerde iktidar yalakalığı ile yerden biten, kendisine gazeteci diyen bir avuç boş adam gibi değil o. Ya da yazacağı yazıyı siyasetçilere sorarak yönlendiren, karşılığında ihaleler ya da terfiler alan bir gazeteci de değil o. Türkiye’ye başbakan olacak kadar bilgi birikime sahip, başbakan olamayacak kadar dürüst.
Muhalif o… Her gazetecinin olması gerektiği kadar muhalif… Düzene, işleyişe, olan bitene muhalif… Dedim ya hayata başka bir pencereden bakıyor. Daha doğrusu bundan 10 yıl önceki gibi bakıyor hala. Gazetecilik refleksleriyle mevcut durumu göz ardı ederek… İktidar alehinde yazı yazan, araştırma yapan gazetecilerin akibetinin sorgusuz sualsiz, kanıtsız, hapis olduğunu bilerek… Bir tarafta suçu kanıtlanmış hizbullahçı vahşi teröristleri salıveren zihniyetin diğer tarafta yıllardır suçsuz olduğu halde içeride yatan gazetecileri görmezden geldiği bir ülkenin gazetecisi o. O utanmadan televizyonlarda çıkıp vicdanım acıyor yalanları söyleyenlerin, halkını sömürenlerin, diktaların çöktüğü bir dönemde kendi diktasını kurmaya çalışanların yönettiği bir ülkenin gazetecisi o. O aslında sadece bir gazeteci…
Ve sonunda olan oldu. Balbay’ın gözaltına alınacak gazeteciler listesinin başındaki Soner Yalçın şimdi gözaltında.. Şaşırmadım elbette… Hatta sevindim de… Şerefli, onurlu, korkmayan gerçek gazeteciler bir bir ayrılıyor diğerlerinden. İktidarın kötülüklerinden, faşist dikta rejiminden sıyrılıyor. Biatçılardan, menfaatçilerden, satılık kalemlerden soyutlanıyorlar. Onurlarıyla birlikte hapishane ranzalarında yerlerini ayırtııyorlar bir bir.
Şimdi Soner ağabeyde onların yanına gidiyor. Gazeteci abim, tanıdığım, örnek aldığım abim Soner de gidiyor onların yanına. Artık Silivri’nin bir şerefi daha oldu. Oldu olmasına ama insan içi de acıyor.
Azıcık Dünya’dan haberdar olan, azıcık içinde ülke kaygısı taşıyan herkes bilir ODA TV’yi. Bilmeyen de er ya da geç öğrenir. Gerçek gündemi işler Soner ağabeyin ODA TV’si. İktidarın ve yalakalarının halkın gözlerinin içine bakarak söylediği yalanları yayınlarlar. Bazen de Dünya’daki gelişmelere farklı bir bakış açısı getirirler. Her türden gazeteci vardır Soner Ağabey’in yanında. Yahudisi, müslümanı, solcusu, sağcısı. Ama hepsi gerçektir. Olması gerektiği gibidir. Çünkü hepsi gerçek gazetecidir. Gazeteciliğin tozunu dumanını yutmuş, oturduğu yerden değil bizzat olay bölgelerinden yazar ODA TV gazetecileri. Hariçten gazel okumazlar yani…
Bazen öğrenciyi, işçiyi coplatan, gazlatan başbakanın, birgün sonra çıkıp ‘Mübarek’e göstericilere karşı güç kullanma çağrısını’ Ti’ye alırlar.
Haberlerini okuduğunuzda doyarsınız habere ve bilgiye. Yarım bırakmazlar haberleri. Bir iddiada bulunuyorlarsa belgeleriyle desteklerler. Mantığınıza, beyninize hükmederler. İnsan olmanın gereklerini anlatırlar aslında size. Sorgulayabilen, düşünebilen, ayırt edebilen birer birey olduğunuzu hatırlatırlar. Ülke sevgisinin, dini bütün olmanın, bir kişiyle, bir zümreyle ya da kıymeti kendinden menkul şeyhlerle, hocalarla değil yürekten gelen bir sevdayla olduğunu anlatırlar size…Kişilerin gelip geçici olduğunu ama verdikleri zararların baki olduğunu gösterirler. 80 darbecilerini yargılamak için anayasa değiştiriyoruz diyen yalancıları, 17 yaşında asılan devrimci çocuk için timsah gözyaşları döküp, kendisi o dönemlerde futbol oynayanları tanıtırlar size. Ya da demokrasiden dem vurup, hakkını arayan öğrenciye, işçiye her türlü zulmü yapıp, devlet ve millet düşmanlarını okşayanları gösterirler size… Söz de darbe karşıtlığı ile övünenlerin bir darneyle nasıl yer altından bittiklerini de açıklarlar. Solcular ve ülkücüler işkence odalarında idam sehbalarında can verirken işkenceci polislerle oturu çay içenleri de gösterirler.
Saf vatandaşımdan milyar dolarları toplayıp hicretini hristiyan alemine seçenleri, oy uğruna 180 derece dönenleri, gizli gündemlileri ve tabiki Türkiye’nin içine edenleri gösterirler. Ya da şimdi Türkiye ile Mısır’ın ya da İran’ın arasında aslında hiçbir fark olmadığını da anlatırlar bazen size. Alt alta sıralarlar olayları. Tarihleriyle en küçük detayına kadar. Hala kimileri yok bunlar olmadı dese de kimileri gerçekleri görür. Okumayı sevmeyen yurdum insanına okumayı sevdirenler onlar. Dünya’ya at gözlüğüyle bakan bir avuç şahsi çıkarcının, yaladığı çanakları günün birinde kıracak olanlar onlar. Yaptıkları yalakalık sayesinde vatandaşın milyonlarını ceplerine indirip, devlet görevlilerine düğün gecelerinde hayat kadını kiralayanlardan değil elbet onlar. Ya da dinden dem vurup her türlü çarpık ve enses ilişkiyi mübah sayanlardan da değiller. Tecavüzcü, oğlancı, yalaka, hırsız, şerefsiz hele vatan haini hiç değiller onlar. Kendi atasına sövenlerden, vatansızlardan, inanıyorum dediği kitaba ve peygambere alternatif sunanlardan da değiller onlar. Bazen CIA’nın yazdığı kitaplarla müslümanlık öğretenleri, bazen de kendisine eski solcu diyip vatanın satılmasına göz yumanları afişe ederler.
Ve tabiki bugünden bakılınca bu devranın döneceğini de bilenler onlar… Dayan Soner ağabey ve diğerleri… Bu günler geçecek…
Yazımdaki kızgınlık ve nefret tonu için sizlerden özür dilerim. Ama artık elden başka birşey gelmiyor ne yazıkki.






























