Amerika’daki Türk Dernekleri Ne İşe Yarar-2

Armağan Yılmaz Yazıyor… (YENİ)
Bir önceki yazımda Amerika’daki Türk derneklerinin yaptıklarını ya da yapmadıklarını yüzeysel olarak yazmıştım. Yazıma iyi kötü birçok yorum ve tepki geldi.
Yorum ve tepkilerin çoğunluğu yazımı destekler nitelikteydi. Bazıları ise tabiri caizse her ne pahasına olursa olsun “kaleyi savunma derdine düşmüş” yorumlardı.
Bu yazıda konuya biraz daha derinlemesine gireceğim. Bazı örnekler ve bazı detaylar vereceğim sizlere.
Geçtiğimiz günlerde “kocaman” bir dernekten e-posta geldi bana. Bir reklam e-postası. Bu derneğimiz bir Türk firmasının reklamını yapıyor. Gayet güzel buraya kadar. Peki kime yapıyor? Mail listesine kayıtlı olan Türk’lere ve dernek üyelerine.
Ben bu derneğin mail listesine derneğin faaliyetlerinden bilgi almak için kayıt olmuştum. Ama bana reklam mailleri geliyor. Bunun üzerine maili cevapladım sert bir üslupla. Bana mail atmayın kardeşim bundan sonra dedim. Ben sizden reklam maili almak istemiyorum, siz nasıl bir derneksiniz diye de biraz sert bir üslupla yazdım gönderdim.
Ertesi gün cevap geldi bu dernekten. İsim yok tabi. Editör ismiyle yazmış yazan kişi cevabını. Aynı benim üslubumla cevaplamış. O da bana saydırmış içinden ne geldiyse. Üstüne birde eklemiş, “bu firmadan bir kuyruk acınız mı var, neden çekemiyorsunuz reklamını yaptığımız firmayı” diye. İlahi editör dedim. Zaten benim söylediğimi anlayacak olsaydı o cevabı yazmazdı. Esnaflıkta bir kaide vardır. Müşteri herzaman haklıdır denir. Acaba Amerika’da olunca bu kanun değişiyor mu? Yani ben bu derneğin üyesiyim ya da değilim. bir eleştiride bulunuyorum, ama bana gelen cevap benim üslubumdan da beter.
Tabiki konunun başka boyutları da var. Yani karşısındakine hitap etmeyi bilmeyen, temsil ettiği insanı azarlayan bir dernek görevlisinin dışında, düşünün bir dernek bir firmanın reklamını yapıyor. Üstelik aynı işi yapan birçok firma varken onun reklamını yapıyor. Nerede kaldı dernek olmanın, herkese eşit mesafede kalmanın anlamı. Üstelik benim mail adresimi kullanıyor o firmanın reklamı için. Peki ben o derneğin internet sitesine üye olurken bana soruluyor mu reklam almak istiyor musunuz diye? Tabiki de hayır. Yine aynı dernekten başka maillerde alıyorum. Yeni kurulmuş bir haber sitesine, yine mail listesine kaydolmuş kişilerin mailleri verilmiş, bu haber sitesi günlük bültenler yolluyor mailime. Amerika’da yayın yapan 10 tane daha haber sitesi var. Onlarınki neden gelmiyor? Üstelik bunu soruyorum. Aldığım cevap: “e siz gönderdiniz de biz yapmadık mı”. Bir bakış açısına göre doğru sayılabilir cevap. Evet ben göndermedim, onlar da yapmadı. Amerika’da ortalama 50 Bin Türk firması olduğunu düşünürsek, hadi hepimiz gönderelim talebimizi, bu dernek de reklamımızı yapsın bizlerin. Bunu editör arkadaşa da söyledim bu şekilde. Tabi bunun cevabı gelmedi daha sonra. Yani bu durumun firmalar arasında haksız rekabet yarattığı, derneğin bu firmadan reklamını yapmak için para aldığı, ya da firma sahibi kişinin derneği şahsi çıkarları doğrultusunda kullandığı, dernek başkanının bu firmayla bir bağı olabileceği düşüncesi, ya da insanların bülten almak amacıyla kaydettikleri maillerinin başka amaçlar için birileri tarafından kullanıldığı ve bunun bir suç olduğu sanırım bu maili gönderenlerin hiç aklına gelmiyor.
Neyse ben bunları dert etmiyorum artık. Bunlar derneklerin yaptıkları ya da yapmadıkları göz önünde bulundurulduğunda devede kulak kalıyor. Zaten bu mailleşmedeki tek amacım da derneğin bir vatandaşı kaale alıp almadığıydı. Sağolsunlar çok ilgilendiler en kabasından.
Birçoğunuzun malumudur. Derneklerin bazılarında koltuk kavgaları yaşanıyor. Biri diyor o koltuk benim, öbürü diyor hayır benim. Bu arada dernek toplantılarını yapamıyor, bir türlü üretken olamıyor. Kimin umrunda. Sağolsun bazı başkanlar dernekleri babalarının malı olarak gördüğü için kendi ideolojilerini, kendi görüşlerini ve söylemlerini, sanki o dernek bunu düşünüyormuş gibi yansıtıyor medyaya. Ne kadar acı. Koca bir yönetim kurulu, yüzlerce, binlerce üye, ama biz başkanın siyasi görüşlerini dinleyip, onun şahsi propagandasını takip ediyoruz. Başkan ne isterse o oluyor. Başkan hangi kişiye, hangi firmaya yardım edilecek derse o yapılıyor. Açıkçası Amerika’daki bazı Türk derneklerinin başkanlarını gelecekte Türkiye’deki çeşitli siyasi partilerde boy gösterirken görürsem hiç şaşırmayacağım. Yani buradaki dert topluma yol göstermek, yardım etmek değil, kendini ön plana çıkarıp kapağı Türkiye’de meclise atmak.
Bir de görüyorsunuzdur sık sık başarılı Türk şu seçildi bu seçildi diye medyada haber yapılır. Ama kimse bu Türk’ün neye göre başarılı olduğunu sorgulamaz ya da sormaz. Çok para kazanması o Türk’ün ve temsil ettiği derneğin başarılı olduğunu kanıtlar mı? Ne yapmış Türkler için bu başarılı Türkler ve dernekleri. Daha yakın zamanda uzun yıllardır yapılan bir Türk etkinliğini bile ellerine yüzlerine bulaştırmadılar mı? Sadece yapmış olmak için yapılan etkinliklerden kim ne kazandı bu güne kadar?
Ya da başka bir değişle, Pakistan’a para toplayan, Haiti’ye para toplayan derneklerimiz acaba kaç Türk için para topladı? Kaç Türk’e sponsor oldu? Yüzbinlerce doları o bölgelere aktatırken, yanıbaşlarında evsiz barksız, beş parasız kalan Türkleri hiç düşünmemek, görmezden gelmek neyin nesi? Ya da bir önceki yazıda söylediğim gibi belli bir tarafa yanaşıp, sadece kendinden olanları koruyan ve kollayan dernekler neyin nesi? Şimdi inkar mı edeceğiz bunları. Aslında böyle birşey yok. Dernekler Türk’lere yardım ediyor mu diyeceğiz?
Daha bundan 2 ay önce Amerika’ya gelen ve dolandırılan Türk öğrencilerin düştüğü zor durumun haberleri yer almadı mı haber sitelerinde? Hangi dernek sahip çıktı bu öğrencilere, ya da hangi devlet kuruluşu? Her sene onlarca Türk genci kandırılıp getiriliyor bu ülkeye. Ve işleri bittiğinde bir mendil gibi çöpe atıyorlar bu gençleri. Hangi dernek bu konulara değindi, birşey yaptı bu güne kadar?
Ama yılbaşı eğlencesi, bayramlaşma, balo, parti, konser, anma gecesi denildiğinde bizim derneklerin üzerine yok. Bu konuda gerçekten mükemmeller. En iyi partiyi bizim dernekler verir. En iyi bayramlaşmayı bizimkiler yapar. En iyi yılbaşını bizim dernekler kutlar.
Gerçekten bunları anlatmak, yazmak bile zoruma gidiyor artık. Amerika’da sözü en az geçen, hiç kimse tarafından önemsenmiyen, hatta oylarının bile peşine düşülmeyen tek toplum biziz. Çünkü bizim adımıza bizi temsil ettiğini söyleyenler yan gelip yatıyor. Parti vermekten, kutlama yapmaktan ya da gecelerde boy göstermekten başka bir işe yaramıyor. Gerçekten artık utanmaya başladım. Geçen seçim döneminde 2 Türk çeşitli görevlere seçildi diye neredeyse bayram ilan ettik. Aynı Ankara’da AB müzakerelerinin gündüz vakti havai fişeklerle kutlanması gibi. Elbetteki önemli, seçildiler sevindik. Ama unutmayın bugün Türkiye ve Türk karşıtları, senatörleri, hatta başkanları yönetiyor ve etkiliyor. Onların oyları uğruna koca koca senatörler iki büklüm oluyor karşılarında. Bizde ise durum tam tersi. İki büklüm olmak zorunda kalan biziz.
Çünkü ne kendimizi, ne halkımızı, ne de tarihimizi anlatmayı beceremiyoruz bir türlü bu ülkeye. Kendi vatandaşına, yoldaşına, soydaşına sahip çıkamayan bir örgütlenmeden ülkesine sahip çıkması nasıl beklenebilirki? Toplamları Türkiye nüfusunun 5′de 1′i, konumları ve önemi ise Türkiye’nin yanından bile geçemeyecek birkaç ülke kadar bile lobimiz yok bu ülkede. Bunun sorumlusu kim? Ben değilim herhalde. Bu derneklerin yöneticileri bu sorumluluğu acaba alıyorlar mı hiç üslerine? Madem bu kadar eleştirdik son sözü de yine bir eleştiriyle bitirelim. Bizim derneklerin bir çoğunun en iyi yaptığı iş ve aldığı en büyük sorumluluk, sanırım Amerika’ya gelen devlet büyüklerini karşılamak ve gezdirmek olsa gerek. Tabi birde yan yana pozlar vermek.
Devam edecek…
Armağan Yılmaz































Kardeşim gerçekten güzel yazmışsın yani sadece Türk olduğun için güzel yanlarını görmemişsin işin devamını bekleriz bende 3 ay sonra oralarda olucam inşallah dediklerini dikkate alıcam…