Ökkeş Ağaoğlu

CHP ve AKP için referandum “genel seçim” havasında…

CHP ve AKP için referandum “genel seçim” havasında…
ANAYASA referanduma gidince siyasi partilerin görüş ve mesafeleri yavaş yavaş belli olmaya başladı. Bütün partiler de biliyorki 12 Eylül Anayasası’nın toptan değişmesi gerektiğini…
Ancak…
Yasaların ne denli olumlu olup olmadığı konusunda birbirlerine düşen siyasi partilerin bugünkü tavırları adeta kamuoyu önünde güven tazeleme olayına dönüşmeye başladı. Çünkü, erken seçim beklentilerine olumsuz cevap veren bugünkü iktidar, CHP’nin ve diğer partilerin bu konudaki beklentilerinin cevabını Anayasa için yapılacak olan referandum çerçevesinde savaşmaya yöneltmiş olmaktadır.
Bugün 12 Eylül Anayasası’nı dünden beri siyasi platformda masaya yatıran siyasilerimiz, bu konuda da bir türlü uzlaşma sağlayamadılar.
Bu konuda esas beklenti ise, tabii ki 12 Eylül tarihli referandum tarihidir. Bu tarih hem siyasilerin ve hem de kamuoyunun miladı olacak türden gelişmelere gebe kalacağa benziyor.
CHP, referandumda hayır oylarını sandıkta görmek için mitingler düzenlerken, yine aynı şekilde AKP de, evet oylarını çoğaltmanın
peşinde. Ama nedense halkın beklentisi olan uzlaşı ve konsensüs bir türlü bu partilerin rotasına girmiyor. Sanki girerse parti olarak oy kaybına neden olacakmış gibi bir sıkıntı içinde yaşıyorlar. Aynı şekilde Meclis dışında kalan partiler de 12 Eylül Anayasası’na katkı ve çekince gösterirlerken referandumungetirisini ve götürüsünü hesaplamaya çalışıyor.
Peki doğrusu bu mu?
Elbette ki hayır.
Doğru olan, doğruları konuşarak, biraraya gelerek halkın önünde açık ve net şekilde görüş beyan ederek bilgilendirmeyle olur. Yoksa, böyle illaki muhalefet yapmalıyım türünden siyaset yapılacaksa, bu hem iktidara ve hem de muhalefete oy kaybı verebilir. Ama yine de Türk siyasetinde müthiş bir mücadele vardır. Bu mücadele partisel düşüncelere kaydığı için, ağır basan yönü de oy potansiyelinin çerçevesinde kilitlenip kalınmaktadır.
Oysa siyasi partilerimiz beklenti olarak neyin gerçekleşmesini değil, neleri gerçekleştirmenin soru işaretlerinin cevapları aranmalıdır.
Bunlar yapılmıyor. Yapılmadığı gibi, soru işaretleri hep karşılıklı söz düellosuyla vurgulanmaya çalışılıyor. Bize sorarsanız gerçek
anlamda siyaset bu değil. Bu olmamalı. Eğer ki halka bir şeyler anlatılmaya çalışılıyorsa, bunun yolu partilerarası konsensüs ile
halka doğruyu anlatmada iyi mesajların verilmesi olmalıdır -Ki, gerçek anlamda politika bu çerçevede yapılmalıdır.
Ne yazık ki partilerimizin kurulum ve kuruluş düzenlerindeki muhalefet anlayışı hep “benim partim ne derse doğrudur”, veya “diğer parti hep bana muhalif olmak için elinden geleni yapıyor” veya “siyasette de, politikada da, dış ve iç siyasette de benim partim hep haklı çıkmıştır ve çıkmakta da devam edecektir” gibisinden söylemlerle öne çıkmanın, ne o partinin millete bir getirisi olacaktır, ne de milletin o partiden beklediği hizmetlerin cevapı alınacaktır. Varsa da – yoksa da illaki “ben” ve “benim partim” çıkışı yapıldığı müddetçe halkın rahatsızlığı gün yüzüne çıkmaya devam edecektir.
Örneğin basın toplantılarında görüyoruz. Yazarlar – çizerler ve fikir adamları, sempati duyduğu partinin haklılık oranını kabul ettirmek için adeta kavga ediyor. Diğer konuşmacı ise, fikir adamlılığı edasıyla kendine yakın duyduğu partinin tüzüğünü dahi görmeden ortaya kurtuluş reçetesini sunabiliyor.
Oysa halkın istedikleri bunlar mıdır?
Hayır. Bunlar değildir.
Halkımız, doğruyu ve ülkemiz için en iyisini istiyor.
Örneğin, konuları başlıklarsak neyin ne demek olduğunu daha iyi anlatmış oluruz.
1- Ekonomide kurtuluş nasıl olmalıdır?…
2- Bütçe açığı nasıl kapanmalıdır?…
3- SGK’nın sorunlarının sorumlusunun kim olduğu?…
4- Emeklinin yaşam standardının nasıl yükseleceği?…
5- Ordumuzun modernizasyonunun nasıl yapılacağını?…
6- Sigara konusundaki duruşun sağlık yönünden neden halâ sürümcemede
kaldığını?…
7- İstihdam alanlarında yaşanan sıkışmışlığın nasıl kaldırılacağını?…
8- Vergilerdeki kaybın nasıl önlenebileceğini?…
9- Ermeni meselesindeki politikamızın ülkemize getirisi ve götürüsünün
nasıl olması gerektiğini?…
10- Enerjide dünyanın neresinde olduğumuzu?…
11- Eğitimdeki sorunlarımızın cevabının nasıl olacağını?…
12- Çalışan çocuklar ile sokak çocuklarının büyüyen sorunlarına nasıl
cevap bulunması gerektiğini?…
13- Küresel ısınmaya yönelik çalışmaların neler olması gerektiğini?…
14- Artan aile içi şiddet olaylarının nasıl son bulacağını?…
15- Türkçemizin nasıl geliştirileceğini?…
16- Terör için yapılması gereken önlemlerin çok acil ele alınarak nasıl olması gerektiğini?…
Halkımızın en temel sorunları bunlardır. Ve bunların cevapları tek tek alınsa bile, geç kalınmışlığın örneklerini halkımız pekala
yaşamaktadır. Oysa, millet için alınan sağlam ve dinamik kararlar ne olursa olsun hangi parti kurtuluş reçetesini yazarsa yazsın, bu davranışı ulusal milli irade olarak algılamalıdır. Bunu yaptığımız müddetçe kurtuluş çok yakındadır.
Bu gerç ekler ışığında yaklaşan referandum bir Anayasa oylaması değil, aksine CHP – AKP arasındaki oy pastasının yüzdesine dönüşen bir seçim havasına dönüşecektir. Kimi çevreler ise bu referanduma,”Kılıçdaroğlu’nun ‘Hayır’la aldığı risk hem vardır hem yoktur” derken… Kimi çevreler de, “AKP, bu referandumla alacağı oyların gerçek anlamda iktidara yürüyüşün veya bazı oyları kaybedişinin göstergesi olacağı” yönünde görüş beyan etmektedirler.
Daha doğrusu bu seçim, adeta genel seçim havasına girilmiş bir izlenim vermekte. Zaten yapılması gereken herhangi bir düşünce veya referanduma sıkışmış kalmış yasal düzenlemeler çıkmaza girildiğinde halk hatırlanmakta. Ve yasaların kaderlerinin tayini için halka gidildiğinde, bunun karşı anlamı “genel seçim” benzetmesiyle sonuca ulaşılmak istenmekte.
Halbuki bu, halka gitmeden de Meclis çatısı altında pekala kanunlaşıp yürürlüğe girebilirdi. Kapıları birbirlerine kapatan ve görüşmeye dahi tahammül edemeyen partilerimizin liderleri, referandumu adeta genel seçim havasına sokarak halkımızdan adeta yetki istemeye çalışmakta.
Ama gelin görün ki referandum yetki meselesi değil, yasal zemin için çıkmaza giren meseleye son noktaya koyma meselesidir.
Evet… Referandum yaklaşıyor. Bunun için adeta genel seçim mitinglerine çıkacak olan partilerimizin bugünkü siyaseti değil,
yarınki Türkiye’nin geleceğinin kurtarılması için nelerin yapılması gerektiğini düşünmelidirler.




























