Published On: Fri, Jul 30th, 2010

Mehmet Özgen


Share This
Tags

“Kötülüğün Şeffaflığı”

“Kötülüğün Şeffaflığı”

44 kişinin öldüğü Bilge katliamı davasında 6 kişiye 44 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Adliyeden çıkışta sanıklardan birinin ”Yaşasın kötülük” diye slogan attığı görüldü. Kürt sorununun bir boyutu olarak sosyal yapının bu tür katlimalara yol açması üzerine geçen yıl oldukça geniş bir tartışma yürütülmüştü. Sloganın nasıl bir psiko-sosyal belirlenmişliğin dışavurumu olduğu elbette önemlidir, ama daha da önemlisi evrensel bir olguya işaret etmesidir.

Dünyanın bir çok yerinde, özellikle 3. Dünya ülkelerinde katliamlar siyasal bir araç haline geldi. Irak’ın işgalinden buyana, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Rusya Fedarasyonuyla çatışan etnik grupların mücadelerinde, Afganistan ve Pakistan’da sıradanlaştı . Dünyanın güvenli bölgesi sayılan Batı’da da son yirmi yılda bir çok katliam yaşandı. En önemlisi -ABD’nin imparatorluk atağını kolaylaştırmak için provakasyon olduğu söylenen- resmi rakamlarla 3 bin kişinin öldüğü İkiz kulelerin vurulmasıdır. Artık hiç bir yer güvenli değil. 2003 yılından beri Sudan’da 400 bin kişinin ölümü ve 2,5 milyon kişinin mülteci konumuna geçmesine sebep olan Darfur Katliamı hala yaşanmaktadır.

Sadece katliamlar değil. Sosyo- kültürel düstürlara aykırılık olarak tanımlanan sapkınlıklarda da artış var. İki yıl önce Avusturya’da bir babanın 22 yıl kızını mahzende tutup ona tecavüz ettiğini 5 çocukları olduğunu dünya şokla karşılamıştı. İlginç olan, bu adam yargılanırken dünyanın bir çok yerinden hayranlık belirten mektuplar almasıydı. Bu, olayı bireysel bir suç olmaktan çıkarıyor, üstelik ensest bir suçu küresel düzeyde toplumsallaştırıyordu. Benzeri ülkemizde bir kaç örnekle yaşandı. Ama toplumsal suç ortaklığına dönüşen Siirt-Pervari’deki olaydı. Yatılı okul öğrencisi, 12-15 yaşlarındaki yedi genç, biri kız 2 yaşlarındaki iki bebeğe tecavüz ettikten sonra birini öldürürler, diğeri ise attıkları nehirden sağ olarak kurtarılır. Buna karşın, mahkeme onları serbest bırakır; olay, aileler arasındaki anlaşma sonucu bir yıl gizli kalır. Belediye başkanına göre Pervari’nin toplumsal huzuru olayın sorgulanmamasını gerektirmektedir!

Yukarda andığım slogan Fransız düşünürü Baudrillard’ın, Kötülüğün Şeffaflığı adlı eserini hatırlattı. Batı’yı vareden temel kavramlar olan gelişme ve ilerlemenin her yerde, yok oluşun sürekliliğine dönüştüğünü göstermeye çalışır bu kitabında.

1960′ların “cinsel devrim”i, piyasa tarafından cinsel özgürlüğün anlamsızlaştırıldığı bir düzeye dönüştürülmüş, kadın ve erkek kategorilerinin birbirine karışmasına yol açmıştır. Sanatta postmodernizmle iyi ve kötü, çirkin ve güzel gibi estetik kategoriler terk edilerek üretilen kötü kopyalar hayatlarımızı dolduruyor. Roman ve şiirden yaşamın coşkun ve isyancı damarı çoktan çekildi. Resim, metalaşarak bir dekor malzemesi haline geldi. Her şey anlamını yitiriyor.
Sibernetik devrim, makine ile insan arasındaki ayrımı makine lehine ortadan kaldırmış; politika ise eski politik biçimlerin simülasyonu halini almıştır. Fikir ve programlara değil, gözboyama ve Baykal örneğindeki gibi şantaj, entrika ve tuzaklara dayanır olmuştur. Batı’nın politik bağışıklık sistemi, kendi bünyesindeki virüsler nedeniyle tehdit altındadır. Sömürgecilikten bu yana, farklı olanı ve “öteki”ni yok etmiş olan Batı, artık “aynı”nın aynasında, kendi kendinden üreyen ve türeyen cinsiyet ve zihniyetleriyle birbirinin kopyası olan bireylerin dünyasıdır. Kapitalizmin yarattığı bu bireylerin bir diğerinde keşfedebileceği hiçbir şey kalmamıştır; çekici tek şey nesneler’dir.

Geçmişte Batı’nın sayısız kötülük tohumu gönderdiği Üçüncü Dünya, yıllarca benimsemiş gibi gözüktüğü modern değerleri reddedişiyle Batı’dan rövanşı almanın peşindedir. Özellikle siyasal islam böyle bir ideolojik araç işlevi görmekte. Din, sadece bir inanç sistemi değil, sosyolojik açıdan bir ahlak öğretisidir de. Ancak öyle görünüyor ki, islamın siyasallaşmasıyla birlikte ahlakı içeriği boşalmaktadır. Siyasal islamın egemen olduğu toplumlarda, adalet duygusu ve ahlaki değerler çöküyor. Batı tarzı kötülüğün meşrulaştırıcı ideolojik nosyonu olan makyavelizm , cihad için heryol mübah anlayışına dönüştü. Bu anlayışla hükümet olanlar, devlet iktidarının bütününü ele geçirmek için saltanat tarzı entrikalarla yetinmiyor, halkın oyunu alabilmek için, onun onurunu da kömürle, beyaz eşya ile satın almaktadırlar. Lahey Adalet Divanının, Darfur katliamından sorumlu tuttuğu ve insanlığa karşı suç işlemek, soykırım yapmakla aleyhinde 2008’de dava açtığı Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, aynı yıl Ankara’da devlet töreni ile karşılandı. Çünkü Beşir İslami bir toplum inşa ediyordu. Bunu hangi yöntemlerle kuruyor olmasının etik bir anlamı yok. Her yol mübah.

Görülüyor ki, Batının bütünüyle reddiyesi, onun özgürlük, eşitlik ve demokrasi gibi olumlu evrensel değerlerini takkiyeci bir zihniyetle istismarını da içeriyor. Her reddiyeci anlayış ister istemez reddetiği şeye benzer çünkü. Öte yandan, Gazze katliamı yüzünden İsrail aleyhine 350 insanlık suçu davası açıldı. Fakat Adalet Divanı, herhangi bir girişimde bulunmadı. Benzer tutum, Irak ve Afganistan’daki kitle kırımı yapan George Bush’a karşı da takınıldı. Bu iki nokta, Batılı ülkelerin de çifte standart içinde olduklarını göstermesi bakımından önemlidir.

Bu açıdan baktığımızda Batı’da da, Doğu’da da insani değerlerin çöküşünden sözetmek mümkün. Kısacası insanın ve insanlar arası ilişkilerin yok oluşundan. Sadece ekonomik kategorilerin değil, kötülüğün de Amarikan tarzı küreselleşmesine tanık oluyoruz. Cinayet tekniklerinin Holywood filimleriyle eşbiçimli hale geldiğini görüyoruz. Seri katiller, kadın avcıları, çocuklara yönelik tecavüzler giderek aynileşmektedir. Sinema dünyanın her yerine, iyilik, adalet, sevgi ve erdem gibi değerleri değil, daha çok şiddet, terör, sapkınlık ve yozlaşmayı serpti. Şimdi her yerde kötülüğün ve barbarlığın fidanlıkları yüseliyor.
Karl Marx, kapitalizmin, kendinden önceki ilişkileri yıkıp geçerek gelişmesini “katı olan herşey buharlaşıyor” deyişiyle ifade etmişti. Şimdi geldiğimiz nokta ne? Kapitalizmin bireyi insan ile insan arasında çıplak öz çıkardan, nakit ödemeden başka bir bağ bırakmıyor. Dinsel tutkuların, milliyetçi coşkunun, dar kafalı duygusallığın en ilahi yanılsamalarını bencil hesapların buzlu suyunda boğuyor. Kişisel değeri, değişim değerine indirgiyor ve insanı daha iyiye doğru yücelten özgürlüklerin yerine, bir tek insafsız özgürlüğü, bütün kötülükleri pandorranın kutusundan boşaltan bütün değerleri metalaştırma özgürlüğünü koyuyor.

Mehmet Özgen
11 Mayıs 2010

Share and Enjoy:
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • MySpace
  • email
  • Live
  • Webnews.de
  • Add to favorites
  • FriendFeed
  • MyShare
  • Google Buzz
  • RSS

Yorum Yaz

About the Author

-

Leave a comment

XHTML: You can use these html tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>